14 Şubat 2026 Cumartesi

188 - 13.02.2026 - Bölüm 4: HANEDANIN GÜNAH DÖNGÜSÜ (Göynük Gazetesi)

 

Bölüm 4: HANEDANIN GÜNAH DÖNGÜSÜ

Bölüm 4: HANEDANIN GÜNAH DÖNGÜSÜ

Dört kızı Nazilerle evlenen andrea sürgünde sefalet içinde geberdi gitti. Anadolu insanına ettiklerinin cezasını tam olarak çekmedi belki ama gariban insanımızın ahı da keyifle yaşamasına izin vermedi.

Tek oğlu Philip’e dönersek; II. Dünya savaşının hemen ertesinde İngiliz tahtının varisi olan Prenses Elizabeth ile tanıştı. Bu Philip’in hayatının dönüm noktasıydı. Hem soyluydu (!) hem de temiz bir sicile sahipti. Yunan gibi değil İngiliz gibi yetişmişti. Elizabeth’in babası kral VI. George’un da onay vermesi ile 1947’de evlendiler. Philip aile bağlarından ötürü Danimarka ve Yunanistan prensi olmasına rağmen Elizabeth ile evlenebilmek için bu haklarından feragat etti ve sıradan bir İngiliz vatandaşı oldu. Sadece unvanlarından feragat etmedi, Ortodoks orijinli olmasına rağmen İngiliz Anglikan mezhebine de geçti. Bunların karşılığında kral George damadını Edinbughdükü yaptı. Evliliklerinin ilk yılında büyük oğulları Charlesdoğdu. 1950’de kızları Anne dünyaya geldi. 1960’ta ise yazı dizimizin en başında bahsettiğim, Epstein denen sapkının kankası olan andrew doğdu. İsim babası, Anadolu işgalinde ve Tük kıyımında başrolde olan büyükbabası gaddar prens andrea’ydı. Elbette isim olarak andrea yerine onun daha İngiliz hali olan andrew dediler.

Uluslararası ilişkilerde dostluk değil çıkarlar ön planda olmalı bence. Hiçbir ulus geçmişte yaptıkları için bugün dost ya da düşman olarak kabul edilmemeli. Ama tarih bilinci içerisinde de maruz kalınan tüm olumsuzluklar da arşivlerde yerini almalı, günümüz gençlerine de tane tane anlatılmalı, çocuklarımızın dimağına nakşedilmeli düşüncesindeyim. Dolayısıyla yunanlar ile hiçbir zaman dost olmadığımız ve olmayacağımız gibi körü körüne onlara düşmanlık da beslemeyeceğiz. Tarih boyu maruz kaldıklarımızı da unutmayacağız, unutturmayacağız.

Kral George ölünce kendini birdenbire İngiliz tahtında bulan Elizabeth, Kraliçe Victoria’yı da geride bırakarak II. Elizabethadıyla 70 yıl 214 gün hüküm sürdü. Şeytan Taburu komutanı andrea’nın oğlu Philip de, unvanı kral olmasa da bu 70 yılın 69unda Elizabeth’e eşlik etti. Kaderin garip cilvesine bakın ki Anadolu insanına adeta kan kusturan andrea’nın torunu andrewda tıpkı dedesi gibi ağır bir insanlık suçunun ana figürlerinden biri oldu. Anadolu insanının kanına giren şeytan taburu komutanının kendisiyle aynı adı taşıyan torunu, küresel sapıklık organizasyonunun yöneticisi olan Epstein’in en yakın dostu çıktı. Dedesi katliamcıydı, insanlığın en büyük ve en vahşi mezalimlerinden birini uygulayıcısı olmuştu, büyükannesi delirmişti, halaları Nazi’ydi. Aynı adı taşıyan torun andrew da bir başka insanlık suçu işledi; pedofili olduğu ortaya çıktı. Tüm asalet unvanları, rütbeleri, madalyaları elinden alındı, kraliyet mülklerinden kovuldu. Uzun sözün kısası dededen toruna layığını buldular sevgili dostlar.

Bu ilginç ve bir o kadar da ibret verici döngüde bugün bile acısını yüreklerimizde hissettiğimiz tertemiz Anadolu insanının ahının yerde kalmadığını görmek de çok duygulandırıcı.

Son bir not: Konstantin’den önce kukla olarak İngilizlerce yunan tahtına oturtulan kral Alexandros’u anımsadınız değil mi? Hani maymunu Fritz’in darbelerinden dolayı ölen Alexandros… Efsane İngiliz siyasetçi Winston Churchill’in kendisi gibi efsane tespitini ileterek bitirelim bu yazı dizimizi.

Churchill, “Bir maymun cırmığı İstanbul’u kaybetmemize, 250 bin insanın ölümüne maloldu.” demişti. Öyle görünüyor ki maymun Fritz’in cırmığı ile başlayan olaylar silsilesinin, şeytan taburu komutanı prens andrea’dan pedofili torunu prens andrew’a kadar uzayabileceğini, Anadolu insanının da bir ahı olabileceğini ve adeta bir lanet misali bunların peşinden 3 nesil boyunca gelebileceğini siyasetin kurdu olan Churchill bile tahmin edememiş.

Tertemiz insanların yaşadığı mübarek topraklar buralar. İşte o insanların ahını kimse almasın. Zira o ah hiçbir şekilde yerde kalmıyor.

187 - 12.02.2026 - Bölüm 3: BİR HANEDANIN KANLI YÜZÜ (Göynük Gazetesi)

 

Bölüm 3: BİR HANEDANIN KANLI YÜZÜ

Bölüm 3: BİR HANEDANIN KANLI YÜZÜ

Geçen bölümde yunan ordusunun Anadolu işgali sırasında sergilediği vahşeti anlatıyorduk. Devam edelim.

Yunan ordusu hiçbir savaşta reva görülmeyecek ölçüde vahşet sergilerken bir yandan da halkın kutsal saydığı her şeye karşı da son derece acımasızca saldırılarda bulunmaktaydı. Kuran-ı Kerimleri parçalayıp lağım çukurlarına atıyor, şehitlik ve mezarlıklara dışkılarını yapıyorlardı.

Aslında tüm bu vahşi uygulamalar aslında stratejik bir kararınyansımasıydı. Yunan ordusu halkı korkutarak ve onlara dehşet salarak bölgeden göç etmelerini sağlamaya çalışıyorlardı. Türkler bölgeden göç ettiğinde onlardan boşalan yerlere yakın adalardan ve yunanistan’dan taşıdıkları rumları yerleştiriyor, bölgenin demografik yapısını kendi lehine bozmaya çalışıyorlardı.

Tüm bu vahşet ve zalimlik 3 yıl 3 ay ve 22 gün sürdü. İçimizdeki kimi hainlerin dediği gibi Kurtuluş Savaşı ve milli mücadele hiç yapılmamış olsaydı bugün ne ben bu satırları yazıyor olurdum ne de sizler bunları okumuyor olurdunuz. 26 Ağustoslar biz Türkler için önemlidir bilirsiniz. 1071 yılının 26 Ağustos’unda Alparslan ve ordusu Anadolu’yu yurt edinmemizi sağlamış, 1922’nin 26 Ağustos’unda ise Mustafa Kemal ve askerleri ile ebediyen bu toprakların aslî sahibi olduğumuz perçinlenmişti.

Büyük Taarruz ile yunan ordusu önde ordumuz arkada Ege Denizi’ne doğru ölümcül bir kovalamaca yaşanıyordu. Yunan ordusu bizden kaçarken tahrip taburları ile geçtikleri her yeri yakıp yıkıyordu. Bunlar kendilerine gururla Şeytan Taburulakabını takmışlardı. 3000 kişilik bu kuvvet yanlarında gaz yağı ve dinamit taşıyor, tulumbalar vasıtasıyla da çıkardıkları yangınları büyütmek için gaz yağı püskürtüyorlardı. Bu kovalamaca sırasında esir aldığımız yunan askerleri tek bir isim veriyordu: Prens andrea! Şeytan Taburunun komutanı, kral konstantin’in kardeşi prens andrea idi. Çok gaddar olan andrea, 9 Eylül’de İzmir’den denize döktüğümüz yunanlar arasındaydı. Büyük bir utanç ile döndüğü Yunanistan’da vatan haini ve istenmeyen adam ilan edildi. İdama mahkûm oldu. Tam infaz edilecekken İngiltere’nin diplomatik gayreti ile kurşuna dizilmekten son anda “yırttı” ve Fransa’ya sürgün edildi.

Andrea ve Konstantin İngiliz planları doğrultusunda yunankraliyet ailesi olarak tanıtılmalarına rağmen aslında yunan değil, Danimarkalıydı! Prens andrea’nın annesi Olga da Rus Ramanov hanedanı mensubuydu. Megali İdea ile Anadolu’yu işgal eden yunan kraliyet ailesinde tek bir yunan bile yoktu anlayacağınız!

Konu Epstein skandalı ha, o ayrıntıyı unutmadan okumaya devam edin lütfen.

Prens andrea, İngiliz kraliyet ailesi olan Windsor hanedanından Prenses Alice ile evliydi. Alice şizofrendi. Andrea’nın sürgünü sırasında şizofrenisi ilerledi ve İsviçre’de bir akıl hastanesine kapatıldı. Prenses Alice yıllar sonra hastaneden çıkıp Yunanistan’a gitti ve Ortodoks kilisesine bağlanarak rahibe oldu! Coğrafyamız aynı, siyasetimiz de benzer Yunanistan ile. Orada da darbeler, cuntalar ardı arkası kesilmeyen iç karışıklıklar oldu. İngiliz kraliyet ailesinin kararı ile eski Prenses yeni rahibe Alice karışıklıkların ortasında bırakılmadı ve İngiltere’ye götürüldü. Ölene kadar Buckingham Sarayı’nda yaşadı. Windsor sarayını bahçesine gömüldü. Sonra kemikleri Kudüs’e taşındı. Oradaki bir Rus Ortodoks manastırının bahçesine gömüldü.

Prens andrea ve Prenses Alice’in 5 çocuğu oldu. 4 kız 1 de erkek. Bu 4 kız Alman aristokratlarla evlendiler. O damatlar da II. Dünya Savaşı öncesinde Almanya’da iktidara gelen Nasyonal Sosyalist İşçi Partisinin üyesi oldular. Yani damatlar katıksız birer Nazi’ydi!

Anadolu’yu işgal eden yunan ordusunun en gaddar yöneticilerinden biri ve kralın kardeşi olan andrea’nın 4 kızı Nazi oldu, karısı önce aklını yitirdi sonrasında ise rahibe oldu. Peki andrea’nın tek erkek evladı kimdi? Prens Philip. Philip Yunanistan doğumluydu. 7 yaşından itibaren İngiltere’de dayısının yanında eğitim gördü. Zeki bir çocuktu. Başarıyla okudu. İngiliz Kraliyet Donanma kuvvetlerinde II. Dünya savaşında savaş gemisi komutanı olarak savaştı.

Az kaldı, sabır. Devam edeceğiz…


186 - 11.02.2026 - Bölüm 2: ŞEYTAN TABURUNA GİDEN YOL (Göynük Gazetesi)

 

Bölüm 2: ŞEYTAN TABURUNA GİDEN YOL

Bölüm 2: ŞEYTAN TABURUNA GİDEN YOL

Kral Charles ve kraliyet ailesini insan içine çıkamaz hale getiren bu prens andrew’in, Epstein denen ve aralarında siyasetçiler, iş insanları ve bir yığın ünlü ile bağlantısı olduğu ortaya çıkan bu herifle kankalığının, Türk insanı ile yani her birimiz ile ilgisini anlatıyordum hatırlarsanız.

15 Mayıs 1919’du tarih ve Kurtuluş Savaşımızın dönüm noktalarından biriydi. İngilizlerin ateşi elle tutmaktansa maşa ile tutalım diyerek kışkırttığı yunanlar, 3000 yıl önce kaybettikleri Truva savaşından bu yana ilk kez Anadolu topraklarına asker çıkardı o tarihte. Megali İdea yani Büyük Fikir’in de ilk hamlesiydi bu.

Megali İdea Fatih Sultan Mehmet’in Bizans’a son vererek çağ kapatıp çağ açtığı fetihten sonra filizlenen bir fikirdi aslında. Efsaneye göre Bizans imparatoru Konstantin ölmemiş, bir melek tarafından alınarak Türklerin hiçbir şekilde ulaşamayacağı bir mağaraya gizlenmiş, bir gün bir başka melek gelip imparatora kılıcını vererek onu uyandıracak ve Konstantin de İstanbul’u Türklerden geri alacak-mış! İste Megali İdea adlı bu safsata yüzyıllar boyunca yunan kilisesi tarafından her bir yunan’ın beynine çivi saplanıp durdu. Megali İdea’ya göre Bizans’tan kalan tüm topraklar Helen uygarlığının yani günümüz yunanlarının hakkıydı. Dolayısıyla İzmir’in işgali sadece bir başlangıçtı. İstanbul, tüm Ege, Trakya, Karadeniz ve Anadolu’nun büyük kısmı Yunanistan’ın kabul ediliyordu.

Bizans imparatoru Konstantin’in adaşı olan Yunan kralı Konstantin işgal sırasında bu duygu ve düşüncelerle geldi İzmir’e. Kordon’a ayak bastığında kendini Aslan Yürekli Richard’ın yerine koyuyordu adeta. Richard, üçüncü haçlı seferi sırasında Kudüs’ü almak üzere gelen ordunun başında Selahaddin Eyyubi’ye karşı savaşmıştı. O da yanındaki şövalyeler ile birlikte Anadolu’ya ilk kez Kordon’dan çıkmıştı. Karargahını da Karşıyaka’ya kurmuştu Richard. Karşıyaka’nın o dönemden kalan adı Cordelyo yani Corde Leon, yani Aslan Yürekli…İşte Yunan kralı Konstantin o Aslan Yürekli’yeözeniyor, onu taklit ediyordu.

Aslında Konstantin, işgalden önce Almanya’da sürgündeydi. Çünkü İngilizler Konstantin yerine kukla olarak onun oğlu Aleksandros’u düşünüyorlardı. Aleksandros biraz rahat bir tipti. Babası ve abisi varken krallık için kendine sıra gelmeyeceğini düşündüğünden deyim yerinde ise laylaylom bir hayat yaşıyordu. Bunun ipleri, İngilizlerle anlaşmış olan Venizelos’un elindeydi. Anadolu işgali başladığında bu kukla herif sarayında köpeği Moritz ve maymunu Fritz ile oynuyordu. Bir gün maymun Fritz, köpek Moritz’i kıskandı ve ona saldırdı. Kral araya girdi ve maymun Fritz, kralını dinlemem diyerek köpekle birlikte kralı da marizledi. Yüzünü gözünü cırmıkladı, kral kan revan içinde kaldı.  Muhafızlar maymunu öldürdü, kralı da revire götürdüler. Elbette dönemsel tıbbi şartlar gelişmiş olmadığı için kralın yüzündeki yara bere iltihaplandı. Kukla kral bağıra bağıra can verdi. Bu vakanın ardından Konstantin,eskisinden çok daha güçlü bir şekilde ve maymuna da dua ederek Yunanistan’a geri döndü ve başa geçti. Tabii ilk icraatı da oğlunun başlattığı işgali devam ettirmek oldu.

Yanında 53 bin kişilik ekstra kuvvet ve kardeşi andrea da vardı. Prens andrea diğerlerinden farklı bir tipti. Sarayda pamuklar içinde büyüyen veliahtlardan farklı olarak savaşçı olarak yetiştirilmiş hatta Balkan Savaşlarına filan katılmıştı. Yunancadan başka Rusça, İngilizce, Almanca ve hatta Danca biliyordu. Sözün kısası torpilli bir prensten çok elit bir subaydı.

Sonrası malum; işgal başladı. Yunan ordusu insanlık tarihinin gördüğü en büyük ve en vahşi mezalimi sergiledi. 10 yaşındaki kız çocuklarımızın ırzına geçtiler, 2 yaşındaki bebeklerimizi süngülerin ucuna takıp sokaklarda gezdirdiler, bebeklerini emziremesin diye yeni doğum yapmış analarımızın meme uçlarını kestiler… Yaşadıkları bu vahşeti kaldıramayan birçok insanımız aklını kaybetti. Bazıları ise intihar etti. Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden insanlarımızı camilere doldurup ateşe verdiler onların haykırışlar içinde canlı canlı yanmalarını seyrettiler. Zavallı yerel halkı devasa çukurlara doldurup makineli tüfeklerle taradılar, süngülerle gözlerini oydular. Çocukların başlarına gazyağına bulanmış çaputlar bağlayıp ateşe verdiler ve garibanların acı içinde çığlık çığlığa koşuşturmalarını ve sonunda çırpınarak ölümlerini büyük keyifle izlediler. Tüm bunların belgeleri Türk Tarih Kurumuarşivlerinde var. Hamaset için abarttığımı düşünen varsa oradan bunların kanıtlarını o arşivlerde araştırabilirler.

9 Şubat 2026 Pazartesi

185 - 09.02.2026 - Bölüm 1: EPSTEİN DOSYASI GÖRÜNEN YÜZ, GİZLENEN TARİH (Göynük Gazetesi)

 

Bölüm 1: EPSTEİN DOSYASI GÖRÜNEN YÜZ, GİZLENEN TARİH

Bölüm 1: EPSTEİN DOSYASI GÖRÜNEN YÜZ, GİZLENEN TARİH

ABD’de Epstein adındaki kerameti kendinden menkul tipin kurduğu sapkınlık ağını duymuşsunuzdur. Birçok iş insanı, siyasetçi, ünlü kişinin Epstein’in kurup yönettiği bu organizasyona yolu düşmüş, burası gerçek. Bunun bağlantıları, ortaya saçılan belgeler biliyorsunuz Türkiye dahil pek çok ülkede çok sağlam sarsıntılar yarattı, yaratmaya da devam ediyor. Geberip gitti gitmesine de bendeniz de dilim döndüğünce birkaç kelam edeceğim bu konuda. Konuşulan sansasyonel mevzuların biraz gölgesinde kalması nedeni ile bir noktada “bu anlattıklarının Epstein olayıyla ne alakası var birader?!” de diyebilirsiniz. Olsun, ben yine de gölgede kalan bu mevzulara biraz dokunacağım.

Konu çetrefilli ve biraz uzun. O yüzden birkaç bölüm devam edecek, baştan söyleyeyim.

Anlatacaklarımın sonunda tepkiniz “Hadi be?!” ya da “Nasıl yani?!” olabilir. Çünkü başta size karmaşık gelebilecek bu öykünün bir kısmı Kurtuluş Savaşı öncesindeki Yunan işgaline, hatta Truva savaşına kadar uzanacak. İbretlik bu öyküye başlamadan önce, televizyonlardaki yeni akıma ben de uyayım ve bu dizi yazısının başlangıçtaki bir noktasına “Gerçek bir öyküyü anlatmaktadır” ibaresini yerleştireyim.

Öykü, günümüzden başlıyor. İngiltere’de kral tahtında oturan III. Charles’ın kardeşi prens andrew’den. Andrew, kamuoyuna yansıyan Epstein belgelerinde adeta suçüstü yakalandı. ABD Adalet Bakanlığı'nın yayımlandığı bu belgelerde prens, epstein’ın kurbanı olan genç bir kız ile uygunsuz bir vaziyette görülüyor. Bu kızcağız Epstein tarafından İngiltere'ye gönderildiğini, 2010 senesinde prensin ikametgahı olan ve Windsor Kalesi içerisindeki 30 odalı Royal Lodge adlı malikanede prens etiketli bu şerefsize sunulduğunu reşit olmayan yani 18 yaşından küçük bir başka kız çocuğu ile birlikte seks kölesi olarak kullanıldığını anlattı. Ayrıca prens ile, Epstein’in meşhur adasında da birlikte olduğunu filan ekledi anlattıklarına.

Elbette bunca rezillik böyle ayyuka çıkınca hatta prens andrew’in Epstein’ın en yakın kankası olduğu ortaya serilince 65 yaşındaki bu sapık herifin tüm asalet unvanları, asker olduğu için sahip olduğu rütbeler, York Dükü payesi filan elinden alındı. Hatta kraliyet ailesinden ve kraliyet mülklerinden de kovuldu. Artık saraylarda filan oturamıyor. Yukarıda saydığım unvan ve payelerin bir kısmı bizzat annesi kraliçe II. Elizabethtarafından daha önce elinden alınmıştı, ağabeyi kral Charles kalanları da elinde alarak tabutuna son çivileri çaktı adeta.

Bu andrew denen pislik herif, kraliyet hava kuvvetleri RAF’tasavaş helikopteri pilotuydu ve Margareth Thatcher’ın başbakanlığı döneminde Arjantin ile girişilen Falkland Savaşında da donanmaya ait uçak gemisinden havalanan helikopteri ile savaşa da fiilen katılmıştı.  Skandalın kamuoyuna yansıması ile taşıdığı tüm rütbeler ile dizbağı nişanı ve Victoria Nişanı gibi madalyaları da bizzat ağabeyi kral Charles tarafından kendisinden geri alındı. Kraliyet ailesine ait her şeyi didik didik araştırıp yazmasıyla meşhur İngiliz tabloid medyası da 32 kısım tekmili birden mantığı ile bu düşmüş prensi yerden yere vuruyor şu günlerde. Kendisi istisnasız İngiltere’nin en nefret edilen insanı.

Batı Anadolu’nun Yunanlarca işgal edilmesi ile andrew denen bu herifin alakası ne peki diye soruyorsunuz farkındayım; az sabır, ayrıntılar az sonra…

Bu mesele aslında Türk insanını da yani bizleri de son derece yakından ilgilendiriyor. Söz konusu ilgi, bu küresel sapkınlık organizasyonunun her büyük depremden sonra kaybolan kadın ve çocukları gizlice kaçırdığı ve seks kölesi olarak kullandığı gibi iddialardan da besleniyor elbette ama daha önce de dediğim gibi buzdağının görünmeyen kısmı benim asıl anlatmaya çalıştığım.

8 Şubat 2026 Pazar

184 - 06.02.2026 - ÜÇ POŞETİN ANATOMİSİ (Göynük Gazetesi)

 

ÜÇ POŞETİN ANATOMİSİ

ÜÇ POŞETİN ANATOMİSİ

Maalesef artık her şeyi kanıksamada ustalaştık. Baştan şunu söyleyeyim; burada dile getireceklerim, kişisel gözlemlerime ve kamuoyuna yansıyan fiyat karşılaştırmalarına dayanıyor. Önceki yıllarda asgari ücret açıklanır açıklanmaz 3 harfli zincir marketlerin bir gün içerisinde yaptığı fahiş zamlara tepki gösterirdik. Ama şimdi bir bakıyorum ki 100 gram kahve 100 liraya yaklaşmış hatta bazı markalarda 100 TL'yi bile geçmiş. Marketlerin sadece kendilerinde satılacak özel markalarda ürettirdiği kahveler bile 65-70 TL bandında satılıyor. Ben bir kahve tutkunu olduğum için özelde kahveyi dile getirmem normal. Ama ya temel ihtiyaç maddelerindeki yüksek fiyatlara ne demeli?!

Sadece marketler değil pazar yeri de alev alev. 4 limon 50 TL, 1 kilo domates 100 TL... Domatesi de kışın alma, mevsiminde al dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız ama mevsiminde de 75-80 lira bandında yiyorduk biz bu domatesi. 2-3 parça poşete 500-600 lira verince insanın feleği şaşıyor. Kaldı ki poşetlerin içerisinde de tencereye koyacak tek bir sebze bile yok!

Vatandaşın Temu, AliExpress gibi sitelerden, yani Çin'den uygun fiyatla ürün almasının da önü bir yönetmelik değişikliği ile kesildi geçenlerde biliyorsunuz. Bir son dakika değişikliği olmaz ise 6 Şubat'tan itibaren bu tür siteler yerli pazar yeri uygulamalarından farksız bir halde çalışacaklar. Aslında fiilen o bir yasaklama değil. Çok çok önce bir üst sınır olmaksızın alışveriş yapılırken bir anda alışveriş üst limiti 150 avroya düşürülmüştü. Sonrasında ise bu 150 avro'luk limit 30 avroya kadar çekildi. O da yetmemiş olacak ki bu limiti en son olarak 1 avroya kadar düşürdüler. Dediğim gibi bu bir yasaklama değil ama fiilen yurt dışından bireysel alışveriş yapmanın önüne geçilmiş oldu bu kararla.

Tüketiciyi koruma, dış ödemeler dengesindeki açık ve yerli üreticinin korunması gibi bahanelerle alınan bu karar daha yürürlüğe bile girmeden yerli pazar yeri uygulamalarında örneğin 1.000 TL'lik bir ürünün fiyatı birdenbire 3.000 TL'ye kadar yükseldi.

İşin ilginç yanı satışa konu olan ürün Türkiye'de üretilmiyor, Çin'den ithal ediliyor. Ben aynı ürünü Çin kaynaklı satış sitesinden bireysel kullanımım için tane ile 1000 TL'nin bile çok çok altında fiyatlara temin edebilirken sırf yerli üretici korunsun pompalamasıyla neden 4-5 katı fiyatla almak isteyeyim ki?! Bu durumda hakları korunan yerli üretici ve tüketici mi olmuş oluyor?

Çok düşük maliyetlerle ithal edildiği bilinen ürünlerin son kullanıcıya yani tüketiciye yüksek fiyatlarla sunulması ne zamandan beri tüketiciyi korumak oldu?

Tekrar etmek gerekirse bahse konu ürünlerin neredeyse hiçbiri ülkemizde üretilmeyip doğrudan Çin'den ithal ediliyor zaten. Dolayısıyla tüketiciyi geçtim yerli üreticinin korunması bu kararın neresinde Allah aşkına?!

Bugün pahalı olan kahve değil, limon değil, domates değil. Pahalı olan; çaresizliğin normalize edilmesi. Ucu Çin’e dayanan bir ürünün “yerli üretici” etiketiyle üç katına satılması, sadece cüzdanı değil, aklı da hedef alıyor. İnsan bir yerden sonra fiyatlara değil, bu hikâyelere itiraz etmek istiyor. Çünkü mesele artık neyi satın aldığımız değil; neden bu kadar sessiz kaldığımız.

188 - 13.02.2026 - Bölüm 4: HANEDANIN GÜNAH DÖNGÜSÜ (Göynük Gazetesi)

  Bölüm 4: HANEDANIN GÜNAH DÖNGÜSÜ ...