CUMHURİYET’İN IŞIĞINDA BİR YILIN HİKÂYESİ
29 Ekim 2024’te kaleme aldığım yazıdan bu yana geçen bir yıl, Göynük
Gazetesi’nde satırlara dönüşen her fikir aslında Cumhuriyet’in bize miras
bıraktığı değerlerin bir yansıması oldu. Bugün, 29 Ekim 2025, yalnızca Cumhuriyetimizin 102. Yılının bir kutlaması değil; aynı zamanda gazetemizin basılı versiyonla yeniden
halkın eline, gözüne, yüreğine temas edeceği yeni bir başlangıç da olacak.
Bu bir yılın muhasebesini yaparken görüyorum ki yazılarımda dile
getirdiğim sorunlar, umutlar, eleştiriler ve çağrılar aslında Cumhuriyet’in
kökleriyle sıkı sıkıya bağlıydı. Cumhuriyet demek, halkın kendi sesini
duyurabilmesi demekti. Belediyenin bütçe hesaplarını irdelediğim, su
kaynaklarının adil kullanımını sorguladığım satırlar, gençlerin işsizlik
kaygılarını dile getirdiğim yazılar hep bu özün bir parçasıydı: Halkın sesi olabilmek. Çünkü Cumhuriyet, en çok da sesi duyulmayanlara söz hakkı
tanımakla anlam kazanır.
Bir yıl boyunca Göynük’ün taşrasında, köylerinde, mahallelerinde dolaşan
sorunları yazıya dökerken hep aynı soruyla yüzleştim: “Cumhuriyet bize ne verdi ve biz ona ne borçluyuz?” Cevap açıktı. Cumhuriyet bize özgürce yazma, sorgulama, eleştirme,
önerme ve umut etme hakkını verdi. O yüzden kalemim sadece gündelik haberlerin
değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in bize yüklediği sorumlulukların da taşıyıcısı
oldu.
Cumhuriyet aynı zamanda geleceğe dair bir bakıştı. Bu nedenle gençlerin
hayallerine, köyden kente göçün yarattığı yeni kimlik arayışlarına, kadınların
toplumsal ve siyasal hayattaki görünürlüğüne dair yazılarımda sık sık
Cumhuriyet’in kurucu felsefesine göndermeler yaptım. Çünkü biliyorum ki, Cumhuriyet’in gerçek sahibi bugünün gençleri ve
kadınlardır; onların katılımı olmadan
demokrasi de, kalkınma da eksik kalır.
Ve bugün… Gazetemiz basılı olarak yeniden halkın eline ulaşırken, bu
tarihî günü Cumhuriyet Bayramı ile taçlandırıyoruz. Cumhuriyet nasıl ki
Anadolu’nun en ücra köyüne bile özgürlüğün ve eşit yurttaşlığın ışığını
taşımışsa, Göynük Gazetesi de basılı da olsa dijital de olsa sayfalarıyla aynı
ışığı taşımaya niyetlidir. Basılı bir gazetenin değeri, yalnızca haber aktaran
değil; dokunan, saklanan, kuşaktan kuşağa geçen bir hafıza belgesi, bir arşiv
nüshası olması ile ölçülür. Cumhuriyet’in yüz yıllık birikimiyle bizim mütevazı
çabamız yan yana geldiğinde ortaya çıkan şey, yerel ve ulusal ruhun aynı anda
yaşamasıdır.
Bireysel anlamda geçtiğimiz bir yılın yazı serüvenine baktığımda,
eleştirilerimle umutlarımı, hayal kırıklıklarımla inançlarımı aynı satırlarda
buluşturduğumu görüyorum. Cumhuriyet’in bize öğrettiği de budur bence; eleştirmekten korkmamak, umudu da kaybetmemek.
29 Ekim 2025’te hem Cumhuriyetimizin 102. yılını hem de Göynük
Gazetesi’nin basılı formatının yepyeni bir sayısını selamlarken, kalbimle ve kalemimle
şunu bir kez daha haykırmak isterim: Cumhuriyet, yalnızca büyük şehirlerin
meydanlarında değil; Göynük’ün dar sokaklarında, köy meydanlarında,
kahvehanelerde, okul bahçelerinde de nefes almaktadır. Bizim görevimiz, bu
nefesi diri tutmaktır.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı aziz Atatürk’ün deyimiyle “En büyük bayramdır, kutlu olsun!”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder