8 Şubat 2026 Pazar

183 - 01.02.2026 - Mektubunuz Var... (Göynük Gazetesi)

 

Mektubunuz Var…


Mektubunuz Var…

Saygıdeğer Belediyemiz,

Nassın, eyi misin? Mahsus selam eder, guççüklerin gözlerinden böyüklerin ellerinden öperin.

Geçen gunü benzin almak içün Entife yokuşunu dırmanıyordumarabaynan. Direksiyonu sağa sola gıvırmaktan eskilerin meşhur dansözü Nesrin Topkapı’ya dönüvedim! Mudurnu – Goynükyolunu kevgire çeviren köstebekler galiba bizim ilçeye gadargelmişler, yol öyne bozuk. Yani ilçe yolunda mesai yapan köstebekler değilse bile bizim ilçedekilee, yoldakılarınanakraba, urası kesin! Hani diyom Tancu ağbiyi bir arasanız da yama yapmak için asfalt gonderivese. Gış gunü zor oludiyvörüleese garayollarının gullandığı şu komür çuvalına benziyen beyaz torbalaadan çıkarıp şehirlerarası yollara yama yaptuğu pratik asfalttan da isteyebilüsünüz. Her ne gadar ce-ha-pe’li bir belediye olsanız da devletin garayollarının bu desteği vereciğine olan inancım tam. Çok mu iyimserin yoğusa?

Ha bi de Şok marketin urda doğalgaz için yol gazılmıştı ya, iki kere daş döşediydiniz hani, hah işte uranın devamındakı yolun kenarında yaklaşık 1 metre genişliğinde gırk elli metrelik bir bölüm hem çökmüş hem de balçık çamur. Oraya da bir çakıl taşı serivesen ne hora geçee biliyon mu!

Geçenki gar yağışında iyi çalıştınız, yokarda Allah vaa. Bizim hastane görünümlü sağlık ocağının yolunu çok temiz duttunuz. Gar yağdı gazıdınız, siz gazıdıkça gar yağdı. Merkezde de öynevatandaşa azap verecek bi durum yoğudu. Tancu ağbi eccük ders alıvesin sizden! Evvelsi gün baktım da hala sağda solda gar yığınları öbek öbek duruya Bolu’da. İnsan etten gelükenegamyon getürü de damperli, gasasına yüklee. Adaaam sen de,biz gariban vatandaşla, Tancu ağbiden taa eyi mi bilecüz. Laf ola beri gele işte.

Hep yol hep yol, yetee gayrı demezsen bişiy daha diycin de çekiniyan! Yeni çevre yolu pek gözel, gaymak gibi maşallah. Emme yolu yapan şantiyenin garşısından taa imam hatıp lisesine gada giden bi yol vaa bildin mi? Hani iki üç müstakıl evin olduğu yol; bazen urda oturan gomşulara ziyarete gidiyoz da şart olsun çok gorkuyan araba batacak deyi. Yol zati dar, bi de çamur. İki güne bi yıkamacı İsmayıl’a gidiyan arabıya su duttumıya. Urda oturanlara da yazuk şart olsun! Sen gözelceneevini yap, vergini algını öde, evine yol getümesinlee. Turgut Özal irahmetli deridi ya televizyonda “ödedüğünüz vergilee size yol, su, elektrik olarak geri dönecek” deye, vallaha insan bekleya kı yol yapılsın. Bunun hastalığı vaa, sairliği vaa. Senden ricam uraya da bi el atıve, bak çok dua alusun söyleyin sana.

Niyse, daha yazacak, gonuşacak çok şey vaa da senin de gafanı ağrıtmıyın. İşin çoktu, alıgoymiyin.

Hadi işin gücün rast gelsin. Tanıyana, tanımıyana pek çok selamımı iletive. Gal sağlıcağınan…

İmza

Sözde diğil özde bi vatandaş

Metnin seslendirmesini aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz…

https://youtu.be/gDKZPubSDv0

182 - 24.01.2026 - MUDURNU–GÖYNÜK ARASI KADAR KISA BİR HİKÂYE (Göynük Gazetesi)

 

MUDURNU–GÖYNÜK ARASI KADAR KISA BİR HİKÂYE

MUDURNU–GÖYNÜK ARASI KADAR KISA BİR HİKÂYE

Geçenlerde Bolu’daki çetin bir kaya kadar ekrem sahibi biryerel yönetici “Yol yapmayı sizden öğrenecek değiliz!” diye diklenmişti. Siz siyaset sahnesindesiniz diye her şeyi biliyor olmadığınız gibi, biz de politikacılığı tercih etmedik diye zır cahil değiliz sayın yönetici. Dilimiz döndüğünce fikrimizi beyan etmekte özgürüz.

Bazı yollar vardır, haritada kısa görünür ama üzerinde geçirilen her dakika insana uzuun uzun düşündürür. Mudurnu ile Göynük arasındaki yol da onlardan biri. Kış günü bu yoldan geçen bir otobüsün, yük taşıyan bir kamyonun ya da şahsi otomobilin içindeyken, yolun kendisinden çok ona neden bu haliylemahkûm olduğunu düşünür insan. Zira bu yol yeni sayılır; ama yaşından daha yorgun gözükmektedir. Daha doğrusu, savaştan çıkmıştan beter vaziyettedir.

Asfalt yer yer çökmüş, tarlalara musallat olup araya buraya toprak öbeği yığan köstebekler, sanki bu yolun altında da yoğun mesai harcamışlar gibi! Şoförler araçlarının hızını düşürüyor, slalom yapmak zorunda kalıyor, yolcular ya da kamyon kasasındaki malzemeler maddenin eylemsizlik özelliği gereğisavrulup duruyor. Yüksek sesle dile getirilmese de herkesin aklında şu iki soru: “Bu yol ne zaman yapılmıştı? “ve daha can yakıcı olan diğeri, “Bu işin hesabını kim verecek?

Mesele bir yolun bozulması değil elbette. Yollar bozulur. Hava şartları vardır, ağır tonajlı araçlar vardır, zaman faktörü vardır. Ama mesele, bozulan her şeyin ardından aynı sessizliğin gelmesi. Ne bir açıklama ne bir sorumluluk… Veya “neden” sorusuna verilmiş bir cevap. Sanki gravyer peynirine dönüşmüş asfalt da insanların bu sessizliğine alışmış gibi.

Mudurnu–Göynük yolu, küçük bir coğrafyada büyük bir alışkanlığın özeti aslında. Yapılan işin kısa sürede işlevini yitirmesi, ardından yeniden yapılması ve bunun olağan kabul edilmesi… Paranın kimden çıktığı, nasıl harcandığı, neden bu kadar çabuk heba olduğu sorularıysa çoğu zaman, zamansızca bozulan bu yolda kalıyor.

Oysa başka coğrafyalarda yol yalnızca yol değildir; bir rapordur, bir denetimdir, bir imzadır. Bozulduğunda sebebi konuşulur, sorumlusu bilinir. O sorumlu yeri geldiğinde sorumluluğunun gereğini yapar. Bizdeyse yol bozulur, hikâyesi yarım kalır. Başlangıcı vardır ama sonucu yoktur.

Bu yüzden Bolu – Mudurnu – Göynük arası sadece kilometrelerle ölçülmez. O yol, kamusal kaynaklarlakurduğumuz ilişkinin de mesafesidir aslında. Kısa mı uzun mu olduğu, biraz bakış açımıza bağlıdır; neşeli bir yolculuksa ne de çabuk bitiverdiğine hayıflanırız, gerginsek o yol asırlar kadar uzun zaman çeker. Ama kesin olan şudur ki bu mesafe, hesap sormayı öğrenebildiğimiz gün kısalacaktır.

Yoldur; bozulur, yeniden yapılır, yapılmalıdır da. Ama asıl ihtiyaç, asfaltın altına değil, soruların üstüne gitmektir. Çünkü yol denilen şey yalnızca insanları bir yerden bir yere götürmez; içinde yaşanılanın nasıl bir toplum olduğunu da gösterir.

13 Ocak 2026 Salı

181 - 13.01.2026 - KELİMELERLE DOLU BİR BAVULLA EREĞLİ’DEN INDIANAPOLIS’E YOLCULUK (Göynük Gazetesi)

 

KELİMELERLE DOLU BİR BAVULLA EREĞLİ'DEN INDIANAPOLIS'E YOLCULUK


KELİMELERLE DOLU BİR BAVULLA EREĞLİ'DEN INDIANAPOLIS'E YOLCULUK

Beni tanıyanlar ve yazılarımı takip eden okurlar bilirler; kelimelerin kökenini araştırmayı ve kelimelerle oynamayı severim.  Bugün de öyle yapayım dedim ve bizim dilimizde ve globalde çok kullanılan birkaç kelime ile ilgili birkaç kelime etmeye niyetlendim. Umarım sürçülisan etmeyiz.

Ülkemizde kaç tane Ereğli var bilen var mı dostlar? En çok bilinen hali ile 3... Karadeniz Ereğli (Zonguldak), Marmara Ereğli (Tekirdağ) Konya Ereğli. Ama aslında 8 Ereğli vardersem şaşırırdınız değil mi? Evet, sekiz Ereğli. Şöyle ki:

Yukarıda saydıklarımın haricinde çok da bilinmeyen Ereğlilerden biri Bursa Mudanya’daki bir antik kenti de içeren Heraklios ile Denizli’deki Heraklios. Ve elbette ismi çok duyulur bilinir olsa da Ereğli ile alakalı olduğu pek de düşünülmeyen Trabzon’un Araklı ilçesi... Bunların ortak noktası ise Yunan Mitolojisi’ndeki Herakles yani bilinen adı ile Herkül. Mitolojiye göre Tanrıların ve insanların babası Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene’nin çocuğu olmasından ötürü yarı tanrı yarı insan olarak tasvir edilmiş bir karakter Herakles. Onun adını günümüzde de yaşatan Ereğliler ve Araklı’nın hangisinin efsanede anlatılan 12 görevin tamamlandığı yer olduğu ile ilgili net bilgi yok. Çoğu da aslında efsaneden etkilenerek konulmuş ve Herakle, İrakle, Eregle, Eregli, Erikli ve Ereğli (ve de Araklı) şeklinde dönüşüme uğramış bu yer isimleri. Biz gelmeden önce de Anadolu coğrafyasında yaşamış kültürlerden, binlerce yıl ötesinde değişikliklerle de olsa günümüze değin ulaşabilmiş bir kelime. Tıpkı Sebastian gibi...

Sebastian ne alaka?” dediğinizi duyar gibiyim. Çocukluğunda ve belki günümüzde de Heidi adlı çizgi filmi izleyenler oradaki uşağın adının Sebastian olduğunu anımsarlar. Fenerbahçe taraftarları da takımın orta saha oyuncusu Sebastian Szymanski’den anımsayacaktır bu ismi. Pop müziğinin sıradışı isimlerinden Hande Yaner’in de Söyle ona Sebastian adını taşıyan bir şarkısı da var hatta. Dünya mutfağının çok bilinen peynirli tatlılarından birinin adı da San Sebastian Cheesecakeolduğunu belirtelim ve tüm bu Sebastian içeren isimlerin bizden, Sivas’tan türediğini söyleyelim de merakınız yerini şaşkınlığa bıraksın. Sivas’ın eski adı Sebastia olarak geçiyor. Bu isim, özgür doğmayan ve Sebastia yani Sivas sokaklarında bulunan çocuklara verilen eski bir Yunan kökenli isimdi. Doğu ve orta Avrupa’da, Almanya ve Fransa’da, kuzeyde, İskandinavlarda hatta Güney Amerika’da bile fonetik olarak minik değişikliklere uğrasa da kullanılmakta hala. Kökeni bu coğrafya olsa da ihraç etmeyi başarmışız!

Gelelim Sezar’ın Şehri Kayseri’ye. Şehrin en eski adı Mazaka.Roma devrine kadar devam eden bu ismin yerine Roma devrinde şehre imparator şehri anlamında Kaisareia adı verilmiş; bu isim Araplarca Kaysariyya şeklinde kullanılmış. Kayser ya da Kayzer ise Roma İmparatoru Sezar’dan geliyor. Caesar (Sezar) asıl olarak Romalı devlet adamı Julius Caesar'ın lakabı. Sezar'ın manevi oğlu olan ilk Roma imparatoru Gaius Julius Caesar Octavianus, onursal bir unvan olarak Caesar – Sezar lakabını benimsiyor. Sezar lakabı da zamanla fonetik bir değişiklikle kaysere evriliyor. Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren de Kayser-i Rûm olarak anılıyor kentin adı. (Yazarın Notu : Konuyla çok da alakalı olmasa da alternatif doğum yöntemlerinden sezaryenin de Jül Sezar’ın oğlu Sezarion’un doğum yöntemi olmasından ötürü günümüzde de kullanıldığını belirtelim. Yazarın Notunun Sonu)

Bir de ilimiz Bolu’nun fonetik olarak akrabası olan şehirler var. Bolu ismini anlamını bilirsiniz: Bitinya döneminde Claudiopolis yani Caudio’nun Şehri ismi verilmiş Bolumuz’a. Polis kent – şehir demek bu arada. Zamanla Claudio atılıyor, şehrin adı Polis, Bolis, Boli ve nihayetinde Bolu’ya dönüşüyor. Peki ya sonunda bolu olan şehirler? Onlar da temelde polis’in dönüşümüyle elde edilmiş isimler. Safranbolu mesela; birçok kültürün hakimiyeti altında geçen yüzyılların ardından büyük olasılıkla safran bitkisinden kaynaklı olarak Zağfiranbolu ve sonunda Safranbolu’ya dönüşmüş.

Gelibolu aslında Gallipoli’den, yani Keltler’in şehri, Hayrabolu rüzgârlı şehir anlamında Hanripoli’den, Tirebolu üç şehir anlamında Tripolis’ten, İnebolu da İonopolis’ten yani İonların şehrinden türemiş isimler.

Bir de Amerika’daki Indianapolis var ki tam bir karmaşa doğrusu. Hindistan’ı bulmak için yola çıkan Avrupalı denizciler gide gide Amerika kıtasına ulaşmışlar ve burayı Hindistan sandıkları için yaşayanları da İndian – yani Hintli olarak isimlendirmişler. Bu İndianlar da hani bizimle de akraba oldukları yönünde bir sav bulunan Kızılderililer var ya onlar aslında. Dolayısıyla Indiana eyaletinin en büyük kenti olan ve Kızılderili kabilelerince kurulan Indianapolis de Hintlilerin kenti oluyor doğal olarak!

Görünen o ki kelimeler de insanlar gibi; doğuyor, büyüyor, yollara düşüyor, bazen kimlik değiştiriyor ama köklerini asla tamamen unutmuyor. Biz de bugün bir Ereğli’den yola çıkıp Sebastian’la Sivas’a, Sezar’la Kayseri’ye, Bolu’yla polisli şehirlere, oradan da tee Indianapolis’e kadar geldik. Haritaya bakınca mesafeler uzun, ama kelimelerin yolculuğunda mesafelerin pek hükmü yok. Bir bakmışsınız Anadolu’dan çıkmış bir sözcük, peynirli bir tatlının adında karşınıza çıkıyor; bir diğeri Roma’dan yürüyüp Orta Anadolu’ya yerleşiyor. O yüzden dil sadece konuştuğumuz şey değil; biraz da yanımızda gezdirdiğimiz bir varlık aslında. Bir dahaki sefere bir şehir tabelasına bakarken belki siz de durup şunu düşünürsünüz: “Acaba bu kelime nerelere uğrayarak buraya geldi?

12 Ocak 2026 Pazartesi

180 - 05.01.2026 - ULUSLARARSI HUKUK FİLAN (Göynük Gazetesi)

 

ULUSLARARSI HUKUK FİLAN

ULUSLARARSI HUKUK FİLAN

 

2026 senesi ABD'nin Venezuela'ya yaptığı sınır ve hukuk ötesi operasyonla bir hayli de hızlı başladı. Hızlı diyorum, çünkü Venezuela'nın devrik diktatörü 20 küsur yıllık baskıcı yönetimini, Amerikan Delta Force – Delta Gücü askerlerinin operasyonu ile 3 saatte kaybetti.

Aslında ABD'nin neden Venezuela'daki demokrasiye (!) bu kadar ilgi gösterdiğine bakmak lazım. Gerçi operasyon sonrası trump ve kurmaylarının açıklamalarına bakılırsa demokrasiyle filan da öyle aman aman ilgilendikleri de pek yok. Varsa yoksa Venezuela'nın Suudi Arabistan'dan bile fazla olan petrol rezervi ve pek dile getirmeseler de nadir toprak elementleri.

Nadir toprak elementleri (NTE) kimyasal, manyetik ve optik özelliklere göre benzer özellikler gösteren lantanit, itriyum ve skandiyum gibi 17 elementten oluşan bir grup. NTE, günümüzde hibrid ve tam elektrikli otomobilleri, rüzgâr türbinlerini, güneş enerjisi panellerini, MR makinelerini ve birçok temiz enerji teknolojisini hayata geçirmekte.

Şimdi uzun uzadıya petrol, nadir toprak elementi filan diyerek sizi sıkmak istemem. Bu, ayrı bir yazı ya da yazı dizisinin konusu olabilir. Benim asıl üzerinde duracağım konu, ABD'nin bir başka egemen ülkenin topraklarında, uluslararası toplumun onayını dahi almaya gerek görmeden uluslararası hukuk kurallarını da hiçe sayarak operasyon yapması ve o egemen ülkenin 1 numaralı yöneticisini ve karısını yatak odasından alıp kendi ülkesinden deport etmesi.

Ancak Hollywood filmlerinde görülür böyle manevralar. En azından bu operasyona kadar öyle düşünüyorduk, gerçek oldu.  Yanlış anlaşılmasın, kör ölür badem gözlü olur diyerek Venezuela'nın devrik diktatörüne methiyeler dizecek değilim. Elindekilerin değerini ve kendi ülkesinin gücünü bilmemesi, narkotik maddelerin dağıtımı ve ticaretini devlet eliyle yapması, seçimlerde hile ve manipülasyon, ülkesinin insanlarını ağır baskı altında ezmesi gibi onlarca suçu işlemesinden ötürü yargılanması gerekliydi, orası kesin. Ancak bu yargılamalar, dünyanın jandarması olduğunu düşünen bir başka ülkede, ABD'de, değil Venezuela'da yapılmalıydı. Ama heyhat! "Irak'ın devrik diktatörü saddam hüseyin Irak'ta yargılandı da ne oldu?" dediğinizi duyar gibiyim. Siz de haklısınız.

Şimdi kamuoyunda bir endişe: Acaba Venezuela devrik lideri nicolas maduro idam edilir mi edilmez mi? Valla dostlar, medyaya servis edilen maduro fotoğrafını gördünüz. Eller plastik kelepçe ile bağlı, gözler bantla sıkıca kapatılmış, etrafında kollarında DEA* yazan üniformalarla Amerikanajanları... Uyuşturucu baronu gibi davranarak itibar açısından öldürüldü zaten; bu saatten sonra idam edilse n’olur edilmese n’olur!

Eller kelepçeli, gözleri bantlı o fotoğraf karesi yalnızca Venezuela’ya değil, bütün dünyaya servis edildi. Mesaj açıktı: Hukuk, bizim izin verdiğimiz yere kadar var. Uyuşturucu baronu muamelesiyle elleri kelepçelenen ve gözleri bantlanansadece bir diktatör değil, uluslararası hukukun ta kendisiydi aslında. Dün Irak, bugün Venezuela; yarın kim olur bilinmez. Çünkü bu dünyada artık suçlu olup olmamak değil, güçlü olup olmamak belirleyici. Ve güçlü olanlar, yalnızca oyunu kurmuyor, oyunun kurallarını da kendileri yazıyor.

*DEA : Drug Enforcement Administration (Türkçe: Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi) ABD Adalet Bakanlığı'na bağlı federal hükûmet dairesi. 

1 Ocak 2026 Perşembe

179 - 31.12.2025 - BİR YIL DAHA DÖNERKEN HER ŞEYİN AYNI KALDIĞI YER (Göynük Gazetesi)

 

BİR YIL DAHA DÖNERKEN HER ŞEYİN AYNI KALDIĞI YER

BİR YIL DAHA DÖNERKEN HER ŞEYİN AYNI KALDIĞI YER

Yaşım gereği tek kanallı televizyon dönemine yetişmiş biri olarak, TRT’nin o meşhur “haber yayına hazırlandığı sırada” anonsu hâlâ zihnimde canlıdır. Göynük Gazetesi’nin yılbaşı özel sayısı için bu satırları yazarken ben de aynı hissi taşıyorum; çünkü yazım yayına hazırlanırken aktüel olan birçok mesele, siz bu satırları okuduğunuzda belki yerlerini yenilerine bırakmış olacak.

Ben yine de mevzuyu mavera-yı zamana, yani zamanın ötesine taşımaya çalışacağım. Sözün hem geçmişe hem bugüne hem de yarına değdiği bir yerden tutarak… Çünkü konuşacağımız meseleler, sadece bugünün değil, bu topraklarda her dönemin gerçeği.

Üzerinde yaşadığımız, adı Dünya olan şu yaşlı gezegen, dahil olduğu sistemin yıldızı olan Güneş’in çevresinde 365 gün 6 saat süren deveranını bir kez daha tamamladığında insanın ömrüne bir yıl daha ekleniyor düz bakarsak. Ortalama insan ömrünün 75 – 80 yıl olduğu gerçeğinin gölgesinde ömürden bir yıl eksiliyor da diyebiliriz. Böyle bakıldığında yaşadığı kadar daha yaşama olasılığı çok da yüksek değil sıradan bir ölümlünün.

Ama yerelde ve genelde siyasi figürlerin, hadi siyasetle sınırlandırmayalım insanların, incir çekirdeği kadar menfaat elde etme uğruna topaç gibi fırıl fırıl dönüşleri beni güldürüyor. Doğrusu önceleri sinirimi bozardı da bu durumlar; ansızın bir değişim ve dönüşüm geçirdim. Genelde ölümlülerin bu değişimi geçirmesi, tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi görece uzun bir süreçte ilerlemesi beklenir. Ama tekrarlamak gerekirse bende bu süreç aritmetik değil geometrik biçimde hızla gerçekleşti.

Normalde elinde kutsal kitabı sallayarak meydanlarda oy dilenciliği yapmak ya da aynı kutsal kitabı öpüp alnına koyarak tutmayacağı yeminler etmek beni üzer, hatta sinirlendirirdi. Şimdilerde bunu yapan insanları gördüğümde istemsiz ve geniş bir gülümseme kaplıyor çizgileri derinleşen yüzümü. Veya ne bileyim sıradan bir insanken toplumsal konumunu kullanarak hakkı olmayan paralarla oyuncak gibi oynayan birinin ihram giyerek fonunda Kâbe olan fotoğrafları sosyal medyaya servis etmesi de beni güldüren şeylerden biri haline dönüştü. Kabe’yi kuş bakışı gören global zincir oteldeki süitinde helal şampanya içerek helal dana antrikot tabağını gözümüze sokan görgü yoksunu tipler de beni hiç mi hiç kızdırmıyor artık. Ağzımın bir kenarını çarpıtarak, azıcık da acı acı olmak üzere gülümsetiyor bu manzaralar artık.

Yadırgamamak, hatta belki hiç yargılamamak gerekir kimi zaman. Sonuçta sergilenen bütün bu gösterişler, gösterişli tövbeler veya vitrine dönmüş maneviyat iddiaları, kişinin Yaratıcı ile arasındaki bir bağın dışarıya taşmış hâli de olabilir. Bilemeyiz...

Fakat insanın gördüğü manzara karşısında hafifçe gülümsemesi de suizanna* girmez diye düşünüyorum; çünkü gülümsememiz kişilere değil, onların içine düştüğü tuhaf hâllere. Hayat bu kadar kısa, dönüşler bu kadar hızlı ve sahneler bu kadar benzerken… Belki de yapılacak en doğru şey, öfkeyi değil devrimci bir tebessümü kendimize yoldaş etmek. Zira bazen bir küçük gülümseme, bütün bu hengâmenin ne kadar boş, ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor insana.

* Suizan : Bir kişi hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan önyargılı olarak olumsuz kanaat taşımak.

217 - 24.08.2026 - GÖYNÜK'Ü KİM KÖTÜLÜYOR? (Göynük Gazetesi)

  GÖYNÜK'Ü KİM KÖTÜLÜYOR?   Son zamanlarda Göynük Gazetesi'nin Instagram hikâyelerinde yer alan ve benim “Dijital Duvar” olarak adla...