YATIRIM TAVSİYESİ : Bölüm-1
Aranızda kripto para denilen dijital “şey”e yatırım yapanlarınız var mı?
Hem radyoyu, hem dijital televizyonu, hem ciltlerce basılı ansiklopediyi hem de
Vikipedi’yi, hem daktiloyu hem de bilgisayarları görüp kullanan bir
jenerasyondan olduğum için bu tür dijital şeylere biraz temkinli yaklaşıyorum
açıkçası.
En baştan söyleyeyim; burada yazdıklarım YATIRIM
TAVSİYESİ DEĞİLDİR! Temkinli yaklaşıyorum dedim ama aslında kripto para yatırımcılığına
yatırımcılık gözüyle bakmıyorum. Kimseyi töhmet altında bırakmak istemem ama
kripto para borsası işlettiğini iddia eden arkadaşların, canları sıkılıp fişi
çekmeyeceklerinden hiçbir zaman emin olamayacağım için buralara “yatırım” yapmak pek akıl karı gelmiyor bana. Bu “fişi çekme” işini yapan oldu mu? Kesinlikle oldu.
Belki alenen dükkânı kapatma gibi değildi bu
durum ama her durumda yatırım yapanların paralarına çöküldü mü çöküldü. Her
durumda bir servet transferi yapılmış oldu.
Dünyada da örnekleri var ama bizim ülkemizdeki en
bilindik örnek Thodex denilen platform ve işletmecisi olan Fatih Özer’di. Yargılanıp 11 bin yıl cezaya çarptırılan şahıs geçtiğimiz günlerde F tipi cezaevindeki
hücresinde ölü bulundu. İntihar ettiği söyleniyor.
Öldü gitti, ardından konuşmamak gerek diyenler de
çıkabilir ama benim yapacağım şey, hiçbir şey yapmadan daha çok para kazanma
hevesinde olan sayın halkımızı az da olsa bilinçlendirmeye çalışmak o kadar.
Thodex mevzusuna gelmeden önce sayın halkımızı
daha fazla para kazanma vaadiyle dolandıran önceki tipleri ve yarattıkları
olayları kısa kısa hatırlatmakta fayda var.
Galata köprüsünü satan Sülün Osman ve onun gibi dolandırıcıları
bu işe dahil etmeyeceğim. O başka bir yazının konusu olabilir. Benim halkın
nazarına sunacaklarım daha büyük çaplı götüren daha nitelikli dolandırıcılar.
Bunlardan ilk sırada sayabileceğimiz mevzu 1980
askeri darbesinden sonraki Bülend Ulusu hükümeti dönemindeki bankerler skandalı idi. Öylesine büyük çaplı bir fırtına kopardı ki
bu mevzu, hükümetteki iki bakanın -ki bunlardan biri Turgut Özal diğeri de Kaya Erdem’di ve her ikisi de sonraki
dönemde Anavatan Partisi’nin kurucuları olarak yine hükümet ettiler bu ülkede- istifaları bile
tam olarak bu fırtınayı dindirmeye yetmedi.
Banker Bako, Banker Selman vb. tipler… En
ünlüleri de Banker Kastelli’ydi. Bizim Göynük’ün Taraklı yolu üzerindeki son
noktası olan “Kastelli’nin Yeri”nin konuyla bir ilgisi yok elbette ama bu Banker
Kastelli namıyla iş tutan Abidin Cevher Özden adlı vatandaş, pıtrak gibi çoğalan bankerler
içerisinde “herkes ne faiz veriyorsa ben bir puan fazlasını veriyorum” diyecek kadar cesurdu.
Elbette bankerlik denen şey de ülkemizde müteahhitlik gibi hiçbir eğitimi ve
hiçbir yasal dayanağı olmaksızın kolayca elde edilebilecek bir paye olduğundan
23-24 yaşında bir çaycı, bir erkek berberi vs ben bankerim diye ortaya
çıkabiliyordu.
Bu bankerler bazen 10 metrekarelik dükkanlarda
bazen de bir apartmanın ikinci katındaki eski bir dairede faaliyet
gösterebiliyordu. Günümüzde bankalarda sıra numarası aldığımız Q matik cihazları yoktu belki ama
sayın finans uzmanı halkımızdaki rağbetin yoğunluğundan ötürü patır patır sıra
numarası vererek işlem yapıyorlardı bunlar.
Bu şov tam tamına 22 ay devam etti. Bu süre zarfında 2000’in üzerinde banker faaliyet gösterdi. 3 milyon vatandaş yüksek faiz vaadiyle
bu banker tayfasına o dönemin parasıyla 150 milyar Lira yatırdı. Türkiye bütçesinin yaklaşık 800 milyar Lira olduğunu söylersem sanırım bu
banker tayfasının nasıl paralarla oynadığı az da olsa anlaşılabilir.
22 ayın sonunda banker mevzusunun önü alınamadı.
Banker tayfasının da çoğu iflas etti ya da yurtdışına kaçtı. Olan finans uzmanı vatandaşa oldu. Tokatlandıklarıyla kaldılar.
Sonrasında çağ atladığımız dönemler geldi.
İhracat patladı. 12 Eylül öncesinde cebinde yabancı para ile “yakalanan” kişiler casuslukla yargılanırken bu çağ atlama döneminde Amerikan Doları ve Batı Alman Markı ile jonglör gibi oynamaya başladı sayın
halkımız. İhracat dedik ama her ihracatçı gerçek anlamda dışarıya satış yapıyor
değildi. Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel, Kemal Horzum, Orhan Aslıtürk
ve Turan Çevik gibi anlı şanlı iş insanları hayali ihracatın mucidi oldular.
Hayali ihracat ne demekti? Mesela yurtdışına
kumaş sattığınızı beyan ediyordunuz. Bunun karşılığında devletten vergi iadesi
alma hakkınız oluyordu. Ama aslında kumaş diye sattığınız şeyler kumaş
kırpıntıları gibi şeylerdi. Başka bir örnekte ise deri ihracatçısıyım deyip kösele
parçaları gönderiyor ve yine vergi iadesinin gözüne vuruyordunuz.
Zaman içerisinde muteber iş insanları olarak
lanse edilen bu tipler ya Karayipler’e ya da Yunanistan’a kaçtılar.
Konu uzun, şimdilik burada bir virgül koyalım.
Devamı diğer bölüm ya da bölümlerde diyelim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder