YASI PAYLAŞMAK MI İKRAM TELAŞI MI?
Çocukluğumda mahallemizden biri vefat ettiğinde, yas yalnızca o evin
kapısından içeri girmez, bütün sokağa yayılırdı. Biz çocuklar bile top oynarken
sesimizi kısardık o günlerde. Radyo, televizyon açılmazdı. Çünkü herkes bilirdi
ki bir evde acı varsa, o acının yankısı komşular olarak bize de ulaşırdı. Sanki
kayıp yalnızca bir ailenin değil, bütün mahallenin kaybıymış gibi davranılırdı.
Belki de bu yüzden cenaze evine giden insanların ellerinde içi yemek dolu
tencereler görürdünüz. Büyüklerimiz bilirdi ki yas tutan
bir insanın aklına ne yemek yapmak gelir ne de sofraya oturmak...
Bu, bizim kültürümüzün en sessiz ama en güçlü dayanışmalarından biriydi.
Komşular cenaze evine sadece baş sağlığı dilemeye değil, yük almaya giderdi.
Birisi mutfağa girer, biri bulaşığı toplar, bir başkası gelen gidenle
ilgilenirdi. Yas tutan aileye düşen tek şey acısını yaşamak olurdu.
Aradan yıllar geçti. Mahalleler değişti, ilişkiler değişti, hayatın ritmi
değişti. Ama sanki bu değişimin en tuhaf yüzlerinden biri de cenaze evlerinde
kendini göstermeye başladı. Eskiden tencerelerle taşınan dayanışmanın yerini,
kimi zaman ikram beklentisinin aldığına şahit oluyoruz. Hatta artık bazı
yerlerde cenaze sahiplerinin “ikram sınavı” daha mezarlıkta
başlıyor. Pideler geliyor, ayranlar dağıtılıyor; sofralar kuruluyor.
Oysa yasın olduğu yerde ilk düşünülmesi gereken şey sofranın zenginliği
değil, insanın kalbinin ağırlığı olmalı.
Bir gün böyle bir ortamda şahit olduğum küçük bir sahne, bu değişimi bütün
çıplaklığıyla anlatıyordu. Cenaze evinde
dağıtılan ikramlardan alan birinin tabağına şöyle bir bakıp “Karabiber
var mı?” diye sorduğunu duydu bu kulaklar! O an içimde tuhaf bir sessizlik oluştu. Çünkü
o soru bana yalnızca bir baharatın eksikliğini değil, sanki başka bir şeylerin
de eksildiğini düşündürdü.
Belki de mesele sadece yemek meselesi değildir. Belki de mesele, yasın
anlamının zamanla biraz değişmesidir. Eskiden insanlar cenaze evine giderken
yanlarında yemek götürürdü; çünkü amaç acıyı paylaşmaktı. Bugün
ise bazen aynı yere, sanki “Yemekteyiz” programına gidermiş gibi
gidildiğine şahit oluyoruz.
Bir toplumun kültürü en çok acılı günlerinde ortaya çıkar. Cenaze evleri,
bir toplumun merhametinin ve vicdanının aynasıdır. Eğer o aynada dayanışma
yerine beklentilerin silueti görünmeye başlamışsa, durup iyice bir düşünmek
gerekli kanımca. Çünkü cenaze evine giderken elimizde boş tabak değil,
kalbimizde paylaşma niyeti olmalı. Gerçi ben neyin mücadelesindeyim ki?! 33
vatan evladının şehit olmasının üzerinden birkaç gün geçtikten sonra beş
yıldızlı çok bilindik bir otelde oğlunu evlendiren milletvekili gördü bu
ülkenin insanları!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder