HAFIZ sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
HAFIZ sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

29 Ocak 2025 Çarşamba

112.27.01.2025 - LİYAKAT, NEPOTİZM ve ETİK (Göynük Gazetesi)

LİYAKAT, NEPOTİZM ve ETİK

Merhabalar değerli okurlar. Otel felaketlerinde dünya sıralamasına giren Kartalkaya otel yangınının üzerinden yaklaşık bir hafta geçti. Bu süre tartışmalarla doluydu maalesef. Yetki-sorumluluk vs derken yıkılan aileler, sönen ocaklar, yaralılar gölgede kaldı.

​Gölgede kalan ve hiç kimsenin suya sabuna dokunmaz bir tavırla es geçtiği mevzu, etik yani ahlaki değerlerdi desek sanırım hata yapmış olmayız. Adli süreç devam ettiği müddetçe bu platformlardan kişisel fikrimizi beyan etmemiz doğru olmaz. Süreç tamamlandığında, yani vakti geldiğinde bizim de birkaç sözümüz olur elbet bu facia ile ilgili olarak.

​Benim üzerinde durmak istediğim asıl konuya dönelim. Siyasette iktidarıyla muhalefetiyle liyakatsizliğin ve adam kayırmanın gün geçtikçe derinleşen yüzü ile karşılaştığımızın farkındasınız değil mi? Genellikle seçimle göreve gelenlerin oğlunu / kızını, damadını, gelinini, yeğenini, kuzenini bilumum aile efradını alt kadrosundaki görevlere getirdiğine şahit oluyoruz. Sadece seçimle değil atamayla belli görevlere getirilenler de “benim ne eksiğim var?!” dercesine aynı yolları tercih etmekteler. Gün geçmiyor ki X Üniversitesi rektörü, bir yakınını bölüm sekreteri ya da genel sekreter olarak atamamış olsun.

​Aslında çok ince bir çizgi var burada. Yakın aile bireylerinin bazı görevlere atanmasında liyakatli davranılmış olabileceği gibi atandığı konu ile ilgili hiçbir birikimi olmadan görevlendirilenler de olabilir. Çizginin bir milim ötesi aile kayırmacılığı yani NEPOTİZM iken, bir milim gerisi de göreve her açıdan uygunluk yani LİYAKAT olabilir. Aslında doğrusu, nepotizm ve liyakat tartışmalarının odağında hiç kalmadan bu işlerin ahlaki çerçevede değerlendirilmesi. Bununla ilgili bir küçük anekdot aktarmak isterim yeri gelmişken:

​Vaktiyle çok iyi arkadaş olan iki lise öğrencisi, Milli Eğitim Bakanı ile görüşmek üzere bakanlığa giderler. O dönemlerde parlak öğrencilerin devlet bursu ile yurt dışına gönderilip eğitim almalarının sağlanmaktadır. Gençler de bahse konu burstan faydalanmak istemektedir. Bakan talepleri dinleyip gençlerden birini dışarı çıkartır ve kalan öğrenciye;

“Seni yurtdışına burslu gönderebilirim, ama arkadaşını gönderemem. Eğer onu da gönderirsem Bakan kendi oğluna torpil yaptı diye söz çıkarırlar” der. Söz konusu bakan Hasan Âli Yücel, burs verdiği öğrenci ileride dünyaca ünlü bir profesör olacak olan Gazi Yaşargil ve oğlu da şair Can Yücel’dir. Olayın bu şekilde cereyan edip etmediği biraz tartışmalı da olsa etik açıdan gidişatın böyle olması gerekliliği su götürmez bir gerçek.

​2015 yılında aile kayırmacılığı ile ilgili bir yazı yazdığımı anımsıyorum. Aradan geçen 10 yıllık süreçte olumlu yönde değişen hiçbir şey olmadığını görmek üzücü ve umut kırıcı. (Yazarın Notu : Söz konusu yazıyı https://karakayatansel.blogspot.com/search?q=HAFIZ adresindeki bireysel blogumdan okuyabilirsiniz)

​Her yıl onbinlerce kişi kamuda memur olarak görev alabilmek için çabalıyor, sınavlara, mülakatlara giriyor. Hazırlık sürecinde kurslara, basılı ya da dijital kaynaklara milyonlarca lira para harcıyor. Buna rağmen kendi dünya görüşüne yakın diye, akrabayı taallukattan diye örneğin ömrü boyunca konusu ile ilgili tek makale okumamış insanlar yerelde ve genelde her düzeyden görevlere getiriliyorsa eğer burada herşeyden önce bir hak yenilmesi durumu vardır ve bu durumun dini inançlarla değil ahlakla yani ETİK ile açıklanması daha doğru olacaktır.

​Kartalkaya faciasında hayatını kaybedenlere rahmet, geride kalanlara sabır ve yaralananlara da şifa dileklerimi bir kez daha sunmak isterim. Kartalkaya faciasının bu manada ahlaki çöküşten çıkış noktası olması umudu ile mutlu ve sağlıklı günler diliyorum tüm okurlarımıza.

7 Ocak 2015 Çarşamba

072.09.01.2015. HAFIZ


HAFIZ

                Merhabalar. Öncelikle ben dâhil neredeyse hiçbir dostum için güzel gitmeyen 2014’ten kurtulduğumuz için şükretmek istiyorum. Ölümler, hastalıklar ve türlü çeşit sıkıntılar insan için elbette. Ancak hepsi birden sökün edince insanda yaşama şevki denen mefhum kalmıyor. İnşallah 2015 bir önceki seneyi aratmadan hepinize, hepimize iyi şeyler getirir.

                Kırk yıl düşünsem kendimi dini konularda talkın verir hayal edemezdim, ama o da oldu! Geçenlerde okuduğum bir haberdi beni bu yola sevk eden… AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in bir televizyon programında, kamuda işe yerleştirmelerde torpil iddialarıyla ilgili olarak sarf ettiği cümle açıkçası beni bir Müslüman olarak rencide etti. Metiner Bu iddialarla ilgili olarak Cuma günleri imamlarımızın hutbe sonunda okuduğu ayeti, siyasi görüşü çerçevesinde yorumladı ve ayette “akrabanı koru, kolla” denildiğini belirterek torpilli işe yerleştirme iddialarını kendince savundu.

                Cuma namazlarında okunan hutbelerin sonunda imamlarımız Nahl Suresi doksanıncı ayeti ve meali okurlar. Ayette   “İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy, yeizukum leallekum tezekkerûn.” Şeklinde buyuruyor Yüce Yaratıcımız. Yani “Şüphesizdir ki Allah, ADALETİ, İYİLİK YAPMAYI ve YAKIN AKRABAYI KORUYUP GÖZETMEYİ emreder; FUHUŞU, YASAKLANMIŞ İŞLERİ YAPMAYI ve HAKKI GASPETMEYİ de yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” Sayın Metiner haklı; ayette akrabayı koruyup gözetmek emrediliyor, ancak öncelikle ADİL OLMAK emrediliyor. Ve aynı anda HAKKI GASP ETMEK de yasaklanıyor. Bir emri cansiperane yerine getirirken, diğer emir ve yasaklardan hiç dem vurmamak, ayetteki bir ifadeyi işine öyle geliyor diye ayıklayıp diğerlerini hiçe saymak, en hafifinden üçkâğıtçılık ve laf cambazlığıdır, göz boyamadır. Gerçi attığı twitleri “Bakara-makara” diyerek dalgaya vuran cambazlardan bahsediyoruz, Metiner’in yaptığı çok da şaşırtıcı değil bu açıdan.

                Binlerce genç her yıl milyonlarca lira sınav harcı yatırarak ÖSYM’nin yaptığı Kamu Personeli Seçme Sınavı’na başvuruyor. Öncesinde binlerce lira ödeyerek kaynak kitaplar alıyor, kurslara gidiyor. Ne için? Bilgisi ve çalışması karşılığında devlette çalışabilme hakkı elde edebilmek için. Bunun yolu da adaletli bir eleme süreci olmalı elbette. Ancak iddialar karşısında Allah’ın ayetlerini işine geldiği gibi yorumlayarak konuyu çarpıtmak; ipteki cambazı gösterirken cepten cüzdan aşırmak gibi geliyor bana. Bu sizce adalet ile açıklanabilir mi?

                Normalde tüm insanlar eşittir; ancak günümüz dünyasında “bazı insanlar” daha eşittir! Maalesef bu böyle… Sevgi ve saygılarımı sunuyorum değerli okurlar.

 

 

223 - 21/10/2026 - "KEŞKE" TRENİNDE BİR GECE YARISI (Göynük Gazetesi)

  ​"KEŞKE" TRENİNDE BİR GECE YARISI Uzun zamandır kitap okurum. Allah var iyi de bir ok uyucuyumdur . Hatta bilimsel kanıtlarla de...